KOMPOZİSYONDA RİTİM VE DOKU

RİTİM Bir cismin tekrarlanan görüntüsü ya da peş peşe benzer elemanlar dizisi, aynı elemanların tekil görüntülerinden daha etkileyicidir. Belli bir düzene göre tekrarlama, sayısal değerinden fazla bir zenginlik ifade eder. Ritmi oluşturan ögelerin düzenli tekrarı, düzensiz tekrarından daha güçlü etki yaratır. Örneğin yoldaki telefon direkleri, yol çizgileri, dizi dizi ağaç kümeleri … Birbirlerine paralel, dikeylerin veya yatayların tekrarı, birer ritmik durum oluştururlar. Bu en ilkel ritim biçimidir. Bunlarda aralar genellikle birbirine eşittir. Yani, ritimde ögeler aynı zaman boyutu ile birbirleriyle ilişkiler kurar ve ritmik sonucu oluştururlar. Çünkü, motif aktif öge, aralar pasif öge olarak bir hareket ortaya çıkar. Bu hareketin tekrarı da ritmi sağlar. DOKU Doku bir maddenin doğal yapısının yüzeydeki görünüşüdür. Yerinde ve gerekli bir tarzda kullanılırsa doku, fotografa duygusallık verir. Doğada her şey bir doku elemanı ile yüklüdür. Sürülü tarlalar, kumsal, kalabalık insan grupları, evler çatılar, dalgalar gibi. Çevremizdeki objelerin dokularına bakarsak; bazıları daha belirgindir. Örneğin bir sepetin veya parke döşeli sokağın dokusu çok belirgindir. Bu objelerin fotografları çekildiğinde bu dokular az veya çok fotografa yansır. Ama belli belirsiz zayıf bir doku kayba uğrayabilir. Karlı bir yüzeyde veya hafifçe pürüzlü bir duvarda olduğu gibi, bu nazik ve kritik dokuları etkili bir biçimde kaydedebilmek için bazı koşullar gerekir. Bunlar […]
Read More ›

AGORA’NIN PENCERELERİ

Ters ışık sadece silüet görüntülerle etkileyici görüntüler oluşturmakla kalmaz, aynı zamanda geçirgen ya da yarı geçirgen konularda da ortaya çıkaracağı atmosferle güçlü fotograflar oluşturmamıza yardımcı olur… İstanbul Balat semtinde bulunan tarihi Agora Meyhanesi bir dönem şarkılara konu olacak kadar popüler olmuş daha sonra uzun yıllar kapalı kalmıştır. Geçtiğimiz yıllarda restore edilerek tekrar hizmete açılan mekan aynı zamanda semtte fotograf peşinde koşturan biz fotografçılar için de ilginç kompozisyonlar sağlar. Bir çok konuda olduğu gibi cephe ışığı konu üzerindeki detayları yok eder, gölgeleri ortadan kaldırır ve yüzeysel görüntüler oluşturmasına yol açar. Ancak aynı konular ışığın farklı açılardan gelmesi durumunda çok farklı ve etkileyici sonuçlar sağlayabilir. Ters ışık koşulunun silüet görüntüler elde etmemize yardımcı olduğunu konuşmuştuk. Işığın geçmesine izin veren geçirgen ve yarı geçirgen konular (renkli camlar gibi) renklerin daha güçlü oluşacağı ters ışık ile normalde göründüklerinden daha etkileyici görselliğe kavuşurlar. Bu fotografta renklerin ve detayların doğru oluşması için ışık ölçümü ortada perdelerin bulunduğu alandan yapılmıştır. Böylece perdeler üzerindeki detaylar doğru olarak görünürken penceredeki renkli camlar parlamış, iç mekana doğru girdikçe koyulaşan alanlar gözün aydınlık bölgelere ulaşmasını kolaylaştırmıştır. Öndeki masaya yakın bir noktadan çekim yapıldığı için alan derinliğinin sınırlı olarak arka planın flulaşmasını engellemek için kısık bir diyafram değeriyle çekim yapılmıştır.   Işığın […]
Read More ›

PORTRE FOTOGRAFINDA IŞIK KULLANIMI – 1

Işık, fotografın oluşması için en önemli ögedir. Işık olmadığında görüntü kaydedemeyiz. Ancak sadece ışığın var olması da etkili bir fotograf çekilebileceğinin işareti değildir. Işığın estetik kullanımı her fotograf konusunda olduğu gibi insan ve portre fotograflarında da çok önemlidir. Bu nedenle bu bölümde ışığın pek çok özelliğini detaylı bir şekilde inceleyeceğiz. İlk olarak üzerinde durmamız gereken başlık, ışık kaynakları ve ışık kaynağının fotografa etkisi. Işık kaynakları doğal ve yapay olmak üzere ikiye ayrılır. Doğal ışık kaynaklarının başında yıldızlar gelir ve bizi esas ilgilendiren güneştir. Güneş ışığını yansıtan gök cisimlerinin en çok bilineni aydır. Doğal ışık kaynakları arasında ışık veren canlıları da sayabiliriz. Fotograf açısından çok önemli olan gün ışığını geniş bir şekilde incelememiz gerekiyor. Çünkü çekeceğimiz ve çekilen fotografların çok büyük bir bölümü bu kaynaktan gelen ışınlarla oluşturulmuştur. Bu nedenle ilerleyen bölümlerde gün ışığının geliş açısına ve günün farklı saatlerindeki rengine göre fotografın nasıl değiştiğini açıklayacağız. Suni ışık kaynakları ise insan zekası ve eli ile yapılmış ve ışık enerjisi sağlayan kaynaklardır. Mum ışığından, gaz lambasına, elektrik ampulünden, flaş ampulüne gibi gelişmiş kaynaklara kadar geniş bir yelpaze içerir. Mum ve gaz lambasının ışık kaynakları arasında sayılmasının sebebi, mumun, ışık ölçümü ve tanımlarında kullanılan temel birimlerden biri olması ve birçok fotograf tarihi ile […]
Read More ›

KOMPOZİSYONDA GRAFİK

İnsan doğası önce geneli algılar, sonra ayrıntıya yönelir. Bu nedenle karmaşık ve çok ögeyi bünyesinde taşıyan bir konunun fotografını çekerken konunun çeşitli geometrik formlara dönüştürülmesi mesajın daha kolay anlaşılır olmasını sağlar. Bazen çok sayıdaki ögeyi birlikte fotograflamak zorunda kalabiliriz. Bu durumda çoklu görüntüyü bir geometrik şekle dönüştürerek tekile indirgemek mümkündür. Bir koyun sürüsünün (S) veya (Z) şekline gelmesini beklemek veya ağaca konmuş kuşları bir geometrik forma dönüştükleri zaman fotograflamak görüntünün belirginleşmesini ve sadeleşmesini sağlar. Fotograf karmaşık olabilir, ama fotografçının seçtiği ögelerin uyumlu birlikteliği, bu görüntünün anlaşılmasına, varsa mesajın iletilmesine katkıda bulunur. Seçilen kompozisyon içindeki objeler, görünür ya da görünmez bir iskelet etrafında biçimlenirse, fotograf hemen kendisinden söz ettirecektir. “S, X, /, T, +, Z, N, L” gibi çizgiler ile “üçgen, dörtgen veya daire” gibi şekiller, kompozisyonda en çok kullanılan grafik şekillerdir. Grafik şekillerin yararı, fotografı anlaşılır yapmasıdır. Mutlaka her fotografa bir grafik şekil yakıştırmak gerekmeyebilir. Ama sistemli bir düzenlemede çoğunlukla bir grafik şekil vardır. Denenmiş ve görülmüştür ki iki ya da üç boyutlu her türlü düzenlemenin yapısal kurgusu basit geometrik biçimlere dayanıyorsa etkisi artmaktadır. Fotograf alanında biz de bu olanaktan yararlanıyoruz. Düzenleme, rahat algılanabilir bir şema ile yapıldığında, izleyicinin daha önce beyninde oluşmuş olan tanıdık bir şekilden dolayı, o fotograf […]
Read More ›

SELANİK ŞEMSİYELERİ’NDE SİLÜETLER

Ters ışık fotografları çekilmesi en kolay ve izleyiciyi en çok etkileyen fotograf arasında yer alır. Bunun sebebi kadrajınızda sadece 2 farklı ışık alanı olmasıdır: aydınlık ve karanlık alanlar… İnsan gözü farklı ışıklı alanlardaki detayları görebilecek şekilde ışığı (ve karanlığı) tolore edebilir. Fotograf makinesi ise siz ışık ölçümünü nereden yaparsanız sadece orayı doğru gösterebilir. Bu nedenle etkili bir fotograf çalışması için akıldan çıkarılmaması gereken ilk cümle şudur; insan gözü ve fotograf makinesi farklı görür ! Ters ışık koşullarında silüet fotograf çekebilmek için 2 koşulumuz olduğundan söz etmiştik: çektiğimiz konunun detaysız, tam siyah olması ve kontur hatlarından ne olduğunun insansa ne yaptığının belli olması. Birinci koşul ise teknik bir koşuldur; aydınlık alanlar ile karanlık alanlar arasında en az dört stop ışık farkı olması gerekir. Aksi halde fotograf makineniz 2 bölgeden de detay gösterebilecektir. Bu nedenle aydınlık alan ve ters ışıkta kalan alanların ışık ölçümünü yapar, karşılaştırırız. Eğer arada en az dört stop ışık farkı varsa, aydınlık alanın ışık ölçümünü kullanmak o bölgeyi doğru göstermemizi sağlarken, ters ışıkta kalan bölgelerin detaysız, siyah olarak oluşmasına yardımcı olacaktır. İkinci koşulumuz kompozisyon ile ilgilidir. Çekim açısı, çekim yüksekliği ve çekim anı konunun sadece kontur hatlarıyla anlaşılmasına yardımcı olacaktır. Selanik’in simgelerinden biri olan şemsiyelerin altında yürüyen insanların […]
Read More ›

KOMPOZİSYONDA UYGUN AN – KRİTİK AN

Başarılı birçok fotografta hissedilir ki deklanşöre “özel” bir anda basılmıştır. Ancak bu özel an günlük yaşam içerisinde neredeyse her an “yakalanabilecek” bir olgudur. Özellikle başlangıçta yakalama eylemi zor gibi gelse de sabırlı olmak gereklidir. İnsan yüzünde aniden oluşacak bir ifadeyi, birden patlayacak bir kahkahayı ya da tüttürülen bir sigaranın dumanını yakalamak için oluşabilecek hareketleri önceden sezmeniz gerekir. Beklediğiniz bir hareketin, durumun gerçekleşmesini takip etmekte zorlanmak olağan bir durumdur. Ancak sabırlı olmayı bir disiplin haline getirmemiz gerektiği de bir gerçektir. Deklanşöre basma pratiğinin geliştirilmesinden önce konuları, olayları izlemenin ve olayların gelişiminin doğru anlaşılmasının gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle özellikle hareketli konuların yakalanması gibi bir başlık söz konusu olduğunda elimizde makine dahi olmadan yapılacak gözlemin, olayları izlemenin çok önemli ve gerekli olduğunu düşünüyorum. Gerçekleşen olayı en doğru şekliyle öğrendiğimizde başkalarına anlatma şansımız olacaktır. Bu izleme bize gerçekleşen hareketin en doğru anını, Uygun Anını öğrenme şansı da verecektir. Çünkü her hareketin saptanacağı uygun an farklıdır. Yüz metre koşucuların start çizgisinden fırlayışları hareketin başlangıcıdır. Oduncunun havada inmek üzere olan baltası hareketin ortasıdır. Dalgaların kayalara çarpıp dönüş anı ise hareketin sonudur. Belli bir bakış yönüne, uzaklığına, yüksekliğine karar verdikten sonra dahi sürekli hareketli olan bir dünyayı fotografladığımızı göz önüne alırsak, her saniye karşımıza farklı bir fotograf […]
Read More ›

SEYAHAT FOTOGRAFÇILIĞI ÜZERİNE…

Sadece yolda olmak, “evinden, yurdundan” uzakta olmak, günlük rutinini kırıp bunun dışında (bir süre için de olsa) yaşamak tek başına önemli bir uğraş, yaşam biçimi olmakla beraber, bunu yapan hiç kimseye yeterli gelmedi. Gezmekle birlikte paylaşmak da önem kazandı. Söz, yazı, resim, gravür, fotograf, film ya da video vb yollarla yaşananlar, görülenler, tanışılanlar, heyecanlar, öğrenilenler ilk seyahatlerden bugüne anlatıldı, gösterildi, aktarıldı. Seyahatler, seyahatnameler her daim mecrasını buldu; “gitmeyenlere”, “daha önce gidenlere”, “daha sonra gideceklere” sözle, yazıyla ya da görüntüler aracılığıyla ulaştı. Fotograflı seyahat… Benim gibi omzunda, boynunda makine sallandırarak gezenler için elbette fotograflı seyahatler, seyahat dergileri, seyahatnameler farklı anlamlar da taşıyor. 1826’da Nicephore Niepce, 8 saatlik pozlama ile ilk görüntüyü kaydettiğinde fotograf makineleri ancak iç mekânlarda kullanılabilecek bir beceriye sahip olabildi. Ta ki Louise Daguerre taşınabilir camera obscura ve daha çabuk gelişen kimyasallarla çalışmayı çözene kadar. 1839’da Daguerreotype ile fotograf çekmek daha kolaydı, ancak tüm malzemeyi (camera obscura, fotograf çekilecek cam ya da metal levhalar, tanklar, küvetler, kimyasallar, karanlık oda çadırı vb) bir katırın sırtına yükleyip yollarda fotograf çekme uğraşısı 1860’ları buldu. Yollara düşen fotografçılar ilk olarak kutsal mekanlara koştular. Bu yerlerin gerçek olduklarını, gerçekten var olduklarını ispatlayan en önemli delildi fotograflar. ( O zamanlar fotografların gerçeği gösterdiğinden şüphe yoktu! […]
Read More ›

IŞIKLI GÖLÜ’NDE GÜNEŞE KARŞI ÇEKİM

Güneş… Dünyayı aydınlatan, biz insanların görmesini, fotogafçıların da görüntülerini kaydetmesini sağlayan en önemli ışık kaynağı… Aydınlatma açısıyla, rengiyle, gölgeleriyle anlatım dilimizi oluştururken kullandığımız en güçlü öge… Bununla birlikte zaman zaman güneşi de kadrajımıza alarak etkili görüntüler oluşturma şansımız vardır. Güneşe kadrajında yer vererek kompozisyon oluşturan pek çok fotograf gönüllüsünün en önemli problemi güneşin beyaz bir top gibi parlayarak kadrajda dikkat çeken alanlar oluşturmasıdır. Bunu engellemenin yolu diyafram değerini mümkün olan en kısık (22, 32 vb.) bir değerde kullanmaktır. Böylece güneş, kullandığınız objektifin optik kalitesine bağlı olarak, yıldız gibi parlayacaktır. Işık kaynağının, bu örneğimizde güneşin, karşımızda olduğu durumlarda fotografınızda istemediğiniz noktasal parlamalar oluyorsa bu büyük ihtimalle objektifin önünde yer alan UV ya da Skylight filtrenizin kirli olmasıdır. Filtrenizi o kare için çıkartarak çalışmak bir çözüm sağlayabilir. Ayrıca oluşacak iç yansımaları engellemenin bir yolu da parasoley kullanmak olabilir. Denizli ili Çivril ilçesinde yer alan Işıklı Gölü öğleden sonra başlayarak gün batımı ve gece fotografları için oldukça etkileyici kadrajlar sağlayan fotografik bir noktadır. Bu fotografta ağaçların ve yansımalarının güçlü görünmesi için fotograf, geniş açı objektif kullanılarak ve yere yakın bir noktadan çekim yapılarak oluşturuldu. Işık ölçümünün gökyüzünden yapılması da ağaçların silüet olarak oluşmasını sağladı. Parasoleyler pek çok fotograf gönüllüsü için ışık kaynağının karşıda […]
Read More ›

KOMPOZİSYON’DA YÖN-UZAKLIK-YÜKSEKLİK

Bugünkü yazımız etkili bir kompozisyon oluşturmak için çekeceği konuyla karşılaşan fotografçının vermesi gereken üç önemli karar ile ilgili: Konuya Bakış Yönü – Bakış Uzaklığı ve Bakış Yüksekliği YÖN – UZAKLIK – YÜKSEKLİK Fotograflamak istediğimiz bir konuyu ilk gördüğümüz anda makineyi kaldırıp deklanşöre basarak kaydetmek çok kolaydır. Ama aynı konumda bulunan başka herhangi biri de aynı fotografı çekebilecektir. Bir konunun sadece bir tek bakış açısı olmadığını bilerek konuya farklı açılardan da bakmak önemlidir. Nitekim göz hizasından çekilen fotograf her zaman doğru fotograf olmayabilir. Fotografçı, konusu için kendine özel, konuyu daha vurucu hale getiren, çarpıcı bir nokta aramalıdır. Sıradanın dışında, farklı bir açıdan çekilen bir fotograf en olağan görüntüyü sihirli bir değnek değmişçesine değiştirebilir. Gerçekte fotografçının farklı bir açı, farklı bir bakış noktası keşfetmesi de çok zor değildir. Fotograf eğer anlık bir çekim gerektirmiyorsa, bir “o an” fotografı değilse, derhal makineye sarılarak peş peşe fotograflar çekmek yerine içinde bulunduğunuz mekana, çevrenize, olaya alışmak için biraz “zaman kaybedin”. Fotografını çekeceğiniz konuyu bir süre sadece “izleyici” olarak takip etmek hem olayı daha iyi anlamınızı hem de farklı açılarını keşfetmenizi sağlayacaktır. Bazen aşağıdan hiçbir özelliği olmayan görüntüler, yüksek yerlerden bambaşka perspektifler, çok daha etkileyici kadrajlar sağlayabilir. Bunu da ancak o olayı bir süre izlediğinizde keşfedebilirsiniz. […]
Read More ›

DOĞA FOTOGRAFÇILIĞI’NA GENEL BİR BAKIŞ

Doğa fotografçılığı, fotografın en zevkli dallarındandır. Bu dalda hızlı ve güçlü lenslerin, gelişmiş ışık sistemlerinin ve diğer ekipmanın önemi büyüktür; fakat en önemlisi, fotografçının konusunu iyi tanıması ve kendi görüşüdür. FIAP’ın 1985’te San Marino’daki genel kurulunda yapılan tanımlamaya bakarsak: “Doğa fotografı, doğal çevreleri içinde evcil olmayan hayvan ve bitki örtüsü ile insan eli değmemiş jeolojik ve doğal görünümleri kapsar. Konu ve çevresinin tam aktarılması ana ilkedir. İnsana ait herhangi bir iz yada ürettiği bir şey fotografta görünmemelidir. Kültür bitkileri, çiçek düzenlemeleri, evcil yada kafesteki hayvanlar, müzelerden yada insan ve çevresine ait fotograflar kabul edilmez. Bu koşullar yerine getirilirken teknik ve estetik kalitenin sağlanması için büyük gayret gösterilmelidir.” İnsan ve insana ait bir şeyin fotografa girmesi istenmez ama bir patikayı geçen vahşi bir hayvan gibi konularda, yolun insan eliyle düzenlenmiş olması hoş görülebilir. Fotografçılar bitki örtüsüne, hayvan varlığına ve jeolojik yapılanmaya saygılı olmalı, kesinlikle zarar vermemelidirler. Bu tanımlamalar bir serginin sınırlarını belirlemekten çok, fotografçıları doğal çevreyi duygusal, titiz ve gerçekçi bir yaklaşımla fotograflamaya yöneltebilmek amacındadır. Detay keskinliği, renk veya ton gibi kavramlarıyla doğa fotografçılığı; kompozisyon, renk armonisi ve sosyal mesaj gibi kavramların ön plana çıktığı amatör fotografçılıktan ilkesel olarak ayrılır. Fakat, yine de fotograf sanatçılarının görüntü yakalarken dikkat ettikleri hususları göz […]
Read More ›